Bu Blogda Ara

27 Şubat 2011 Pazar

Bok Böcekleri, Doğadaki ve Kültürdeki Tekerlek İcadının Arayüzünde Midir?

Özet

Bu incelemede, doğadaki yuvarlama davranışına ilişkin bazı örnekler, tekerleğimsi hareketin gerçekleşen derecesi açısından açıklanmakta ve tartışılmaktadır. Ağır bir yük taşımak için, dönmenin, dairesel ve düzgün yüzeylerin düşük sürtünme direncinin kullanımı ile birleşmesi, bok böceklerinde görüldüğü gibi, doğada bulunan tekerleğe, en yakın dereceden benzerdir. Dışkı yuvarlayan bok böceği nüfusları, Orta Doğu'daki büyük memelilerin ilk evcilleştirilmelerinden faydalanmış olabilir. Küme yuvarlayan bok böceklerinin gözlenme olanaklarının artmasının, insanlara tekerleği icat etmek için ilham verdiğini düşünüyorum.

Giriş: Doğanın Gözlenmesi

İlk zamanlardan beri, insanlar, canlı doğayı gözlemlemişlerdir. Mağaralardaki ve diğer ilk sanat eserlerindeki duvar resimleri gibi, en eski kültürel belgeler bile, insanların, bunu, pek çok anatomik ve davranışsal detayları titizlikle inceleyerek yaptıklarını göstermektedir. Bu nedenle, insan düşüncesinin, doğadan ve onun örneklerinden büyük oranda etkilenmesi, şaşırtıcı gelmeyebilir. Bu, sadece mitoloji açısından değil, bilimdeki ve sanatlardaki kavramsal düşünce bakımından da doğrudur. Ayrıca, teknik yenilikçilik, insanların canlı dünyanın teknik yönlerini kültürel benliklerine kopyalayıp dönüştürmeleri gibi, doğanın gözlemlenmesinin meyvesidir. Eğer kuşlar, yarasalar ve böcekler gibi uçan hayvanlar gözlemlenmeseydi ve yerden ve yer çekiminden aynı özgürlüğe ulaşma arzusu olmasaydı, muhtemelen uçakları kullanamazdık. Bunu, ilk uçakların genelde kuşumsu tasarımında olması yansıtmaktadır (Şekil.1). Doğadan gelen teknik yeniliğin benimsenmesi, kağıdın icadı hakkındaki Çin hikayesi tarafından, güzel bir şekilde belgelenmiştir. Bu efsaneye göre, kağıdın mucidi Ts'ai Lun (89-106), fikri, ağaç kabuğu çiğneyip tükürükle karıştırarak kağıt yuvalar oluşturan eşek arılarının gözleminden bulmuştu. Aynı gözlem, Fransız böcek bilimcisi de Réaumur'a (1683-1757) 1719 yılında odunun, kağıt üretiminde kullanımı hakkındaki fikrini yayınlaması için ilham vermişti.

Şekil 1. Doğal benzerinden tasarlanmış bir teknik nesne örneği. 1910'lu yıllara ait bir uçak olan ünlü Rumpler [ Taube (Almanca): Dove (İngilizce): Güvercin ]


Tekerlek

 Ancak, tüm teknik buluşlar, gözlenmiş yaban hayatından doğrudan benimsenmiş fikirler açısından, doğaya dayalı değildir ve bundan dolayı, bu tip buluşlara yönelik insan yaratıcılığı, hatta daha da değerli algılanır. Görünüşte doğadan bağımsız kültürel başarıya en önemli örneklerden birinin, genellikle tekerleğin icadı olduğu düşünülür. Teknik dünyamız ve günümüzdeki insan kültürü açısından, tekerleklerin önemini ve , daha genel olarak, bir eksen çevresindeki dairesel hareketin önemini vurgulamak, neredeyse tamamen saçmadır. Tekerlekler, aslında her yerdedir ve eğer, bir düşünce deneyinde, her tekerlek ya da tekerlek benzeri işlev yok olsa, günümüzdeki tüm toplumlar, hatta sadece alçak gönüllülükle teknik olanlar, birden yıkılır. Tekerleklere yönelik evrensel büyük saygı, insanların yuvarlak ve dairesel nesnelere ve süreçlere olan ilgisinin uzun tarihinde saklıdır. Sadece, pek çok kültürdeki güneşe ve aya saygının, yuvarlak takvimlere yol açan mevsimlerin dairesel görünümünün, mükemmel geometrik şekiller olarak dairenin ve çanağın düşünülmesi gerekir. Bu nedenle, tekerleğin icadı, en önemli kültürel başarılardan biri olarak düşünülür. Hepsi, bitkilerin ya da hayvanların evriminin neden tekerleğimsi yapılara yol açmadığıyla ya da dönmenin temel ilkelerinin, ne derecede canlı varlıklarca gerçekleştirildiğiyle ilgilenen, farklı bakış açılarına sahip çok sayıda rapor ve izah mevcuttur. Bu uygulamalardan bazıları, soruna, doğanın neden tekerlek şeklindeki ve sanatçıların dahi ilgisini ilgisini çekecek böyle açık bir nesneden yararlanmadığını merak ederek yaklaşmaktadır. 1951'de, Hollanda'lı sanatçı M. C. Escher, kendilerini yuvarlayarak itme gücüne doğuştan sahip olan tekerlek biçimli herhangi bir hayvanın doğada bulunmayışıyla ilgili memnuniyetsizliğinden dolayı, iki taş basması şeklindeki hayali hayvan Wentelteefje¹'yi (kıvrılmış) (Pedalternorotandomovens centroculatus articulosus) ve sergiledi (Şekil.2). Bu yapay hayvanlar, solucanımsı vücuda sahip ve normalde 6 fit (183 cm) yürüyorlar. Sadece, belirli şartlarda, kıvrılıyorlar ve yuvarlanabilen mükemmel bir yuvarlak oluşturuyorlar.

Şekil.2: Escher'in yapay tekerleğimsi hayvanı 'Wentelteefje' (kıvrılmış): Pedalternorotandomovens centroculatus articulosus. Yürüyüşten tekerleğimsi harekete doğru ilerleyen sıra, soldan sağa doğru gösterilmektedir. 



Doğadaki Tekerlekler

Escher, eş zamanlı olarak hem yanılıyordu hem de peygambervari biçimde şaşırtıcı derecede haklıydı. Yanılıyordu, çünkü birçok tekerleğimsi canlı varlık ya da canlı varlık kısımları, daha sonra belirlenmiş ve tartışılmıştır. Haklıydı, çünkü bu doğal örneklerden ikisi, kendi hayal gücünden doğan hayvana, şaşırtıcı derecede uymaktadır. Kıvrılmış olarak, bu gerçek hayvanlar, normalde yürüyen ancak belirli koşullar altında, tekerlek oluşturan ve yuvarlanmaya başlayan bölütlü solucan şeklindeki yaratıklardır. Bunlardan birisi, Panama'nın Pasifik sahilinde yaşayan ağızdan ayaklı kabuklu Nannosquilla decemspinosa (Rathbun, 1910)'dur. Eğer bir dalga, onu, kum plajına çarparsa, geriye doğru takla atıp, tüm vücuduyla tekerlek oluşturup yuvarlanarak, yeniden suya doğru yuvarlanır (Şekil.3). Diğer örnek, saldırıya uğradığında, vücuduyla tekerlek şekline bürünüp geriye yuvarlanarak uzaklaşan sedef kurdu  Pleuroptya ruralis (Scopoli, 1763)'tür. İki gerçek ve Escher'in yapay hayvanları arasındaki önemli fark; ikincisinin, ileri doğru yuvarlanırken, kurdun ve ağızdan ayaklının, öndeki kuyruğun ucuyla, geriye doğru yuvarlanmasıdır. Yine de, sanatçının isabetli bakışı şaşırtıcıdır.

Şekil.3: Bir ağızdan ayaklı kabuklu olan doğal tekerleğimsi hayvan Nannosquilla decemspinosa (Rathbun, 1910). Üstte: karnı, tepede; baş-göğüs kısmı ise, dipte yer alan kıvrılmış bir örneğin fotoğrafı. Karnın en son (oynak) bölütü (sağdaki), ön taraftaki başa değmektedir. Altta: itme hareketini ve dönmeyi gösteren yuvarlanma davranışının (soldan sağa doğru) sırası. Sağ taraftaki resim, tekerleğimsi hareket sırasında, hayvan tarafından kullanılan hali göstermektedir. 



Bunlara başka bir örnek olarak, Hydromantes platycephalus semenderi ya da kendileri kıvrılan ve (aktif ya da pasif olarak avcılardan) yuvarlanarak uzaklaşan karıncayiyenler verilebilir. Yuvarlanma, yaygın bir olaydır ve örneğin, kirpiler, kemerli hayvangiller, kertenkeleler [Örneğin, Cordylus cataphractus (Boie 1828)] , iki yaşamlılar (Örneğin, Taricha granulosa), Echinotriton chinhaiensis, eş ayaklılar, çok ayaklılar ve hatta fosil üç bölütlüler (trilobitler) gibi hayvanlarda görülür (Şekil.4). Son söylenen, yuvarlanan üç bölütlüler, zaten Cambrian tarafından rapor edildiğinden bu yana, bugüne kadarki en eski örnektir. Bu kıvrılma davranışı, öncelikle avcıya karşı korunma için kullanılır, ancak eğim varsa, istemli veya istemsiz pasif yuvarlanma da buna dahil olabilir.


Şekil.4: 500 milyon yıldan daha yaşlı olan yuvarlanmış eklem bacaklılar. Sağda: Karasal bir eş ayaklı        [ Armadillo officinalis (Dumeril, 1816)].


Diğer hayvanlar ve bitkiler, yuvarlanma için, yuvarlak ya da silindirik bedenlerini kullanırlar. Klasik Batı filmlerinden çoğumuzun aşina olduğu deve otu, Corispermum hyssopifolium     ( Linnaeus, 1753), bu kategoriye girmektedir. Bu ot, toprağa tutunmuş köklerden ayrılıp, rüzgarla tohumlarını yayan yuvarlaklaşmış biçimi alacak şekilde gelişir. Bir diğer örnek, bacaklarını içine çekip, pasif olarak yamaçtan aşağı yuvarlanarak tekerlek şeklini alan, Namibya çölünde bulunan "Carpa­rachne aureoflava Lawrence, 1966" örümceğidir. Tropiklerdeki kumsalların gelgit alanlarında yaşayan  Hippa pacifica, kırılan dalgaların çalkantısıyla ve kuvvetiyle kendisinin başa çıkmasına yardım eden karmaşık bir davranış gösterir. Bu davranış, giden dalgalarla sahillerin eğimi sayesinde aşağı doğru hareket eden, neredeyse tam bir silindir şekline sahip bu hayvanın, yanlamasına yuvarlanmasını kapsamaktadır (kişisel gözlemi ve kişisel görüşü, M. Lastra, 2007). Bütün bu durumlarda, tüm bitkiler ya da hayvan kısmı, yuvarlanma hareketine maruz kalır ve bu nedenle, arabadaki tekerleğe benzerliği, sadece kısmen verilir.


Pasif biçimde ve aktif olarak yuvarlanan bütün bu bitki ve hayvan örnekleri, 6  bacak yerine 6 tekerlekli bir böcek gibi, organ olarak tekerleklerin neden doğaca icat edilmediği sorusunu akla getirmektedir. Gerçekten, fazla yapısal seviyede, tekerleğimsi organ gerçekleştirilir. Buna, kamçı tabanlarında biyokimyasal dönme motoru olduğu görülen, bakterilerdeki kamçıların dönüşünde rastlanır. Ancak, bakteriler, kesin anlamda, tekerlekler üzerinde yuvarlanmazlar. Üstelik, gözle görülebilir dünyada, bakterilerdeki kamçılara dahi benzeyen tekerlek şekli ya da işlevi olan bir organ gerçekleşmemiştir.

Bunun için ileri sürülmüş iki neden vardır. Biri, çoğu doğal koşullarda, tekerleklerin avantajlı olmadığını belirten bir dış sınırlamadır ve gerçekten, tekerlekli bir arabayla caddelerin düzgün yüzeyinden çıkıp çamura ya da kuma saplanan herkes, bunun ciddi bir sorun olduğunu görmektedir. Ancak, bu iddia, kısmen doğrudur, çünkü nispeten düzgün ve sert zeminlerin olduğu kadar yuvarlak yüzeyin düşük sürtünme direncinin avantajlı olabileceği doğal ortamlar (habitat) da bulunmaktadır (yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi).

İkinci açıklama yöntemi, iç sınırlamalara dayalıdır. Bu görüşe göre, tekerleklerin, bir eksen etrafında rahatça dönmeleri için, belli bir işlevsel özerkliğe gereksinimleri vardır. Ancak, organlar büyür ve besinlerle, oksijenle vb. desteklenmesi ve canlandırılması gerekir. Bundan dolayı, bir organ, tekerlek olarak işlev göremez. Yine, bu görüş de çok sınırlayıcı görünmektedir. Bir halka olarak gelişmesi sırasında, bir bedensel yapı çevresinde toplanan veya üretilen saç ve boynuz gibi ölü hücresel maddenin ya da bir salgı ürünün yanında, kayganlaştırıcı salgılayan bazı bezler akla getirilebilir. Bunun daha anlaşılır örneği, halka şeklinde oluşturulan ve kendisini meydana getiren bölgeyle ilişkisi kesilen, toprak solucanları gibi halkalı solucanların semerinin (clitellum) sümüksü ürünüdür. Elbette, bu tipten tekerlekler, sadece pasif yuvarlanma için iyidir, ancak kuyruklar gibi diğer vücut yapılarıyla dolaylı olarak itilmesi düşünülebilir. Yine de, doğada, organ olarak gerçek bir tekerleğin bulunmaması gerçeği vardır.


Ancak, doğada, diğer tipten tekerlekler bulunur mu? Tekerlek olarak düşündüğümüz şey, bilinçli ya da bilinçsiz kullanılmış tekerleğin tanımına bağlıdır. Eğer biz, belirli bir eksen etrafında dönen yuvarlak nesne olarak tekerleği tanımlayan Meyer ve Halbeisen'in kesin tanımını düşünürsek, doğada, gerçekten, tekerlek yoktur. Ancak, ağırlığı, belirli bir mesafede taşımak üzere yuvarlak yapıların düşük sürtünme direncinin kullanılmasının, tekerlek işlevinin önemli unsuru olduğunu göz önüne alarak, daha genel bir tanımlama yaparsak, doğada tekerleklere rastlarız. Farklı şekillerde, tekerlek organlar yerine, daha çok, tekerlek araçları veya aletleri, ya da diğer bir deyişle, hayvanlar tarafından oluşturulan ve yuvarlanan tekerlekler hakkında düşünmeliyiz.

Buna bir örnek, Avustralya'daki gaz pencereli kum yengeci 'Scopimera inflata (A. Milne Edwards, 1873)'ün ağız parçalarınca meydana getirilen mükemmelce yuvarlak kum topaklarıdır. Bu topaklar, beslenmeyle vücuduna aldığı subtropik ve tropik kumsalların kumundaki küçük organik parçacıkların artıklarıdır. Denizin iki kabarması (met) arasında, kumsallar, gerçekten, cezbedici şekiller oluşturan bu topaklarla doludur. Scopimera cinsi yengeçler, bu kum topaklarını, uzun mesafelerde yuvarlamazlar, ancak oluştuktan sonra, her bir topak, hayvanın arkasında biriktirilmek üzere, bacaklarının arasından kıskaçlarla geriye doğru itilir. Fakat, yengecin kum topaklarının yuvarlak şekli, sadece ağız parçalarınca döndürülmüş oluşumunun bir yan etkisidir ve ikincil olarak topakların naklini kolaylaştırır.   

Bok Böceği Tekerlekleri

İnsanların ortaya çıkmasından önce, canlı dünyasında tekerlek kullanımının bir başka açık örneği, bok böcekleri arasında bulunabilir. Daha kesin olarak, bu, dışkı topakları oluşturan ve onları çevresine yuvarlayan bu türlerle ilgilidir (Şekil.5). Bu yuvarlama faaliyeti, hayvanlar dünyasındaki en ilginç eylemlerden biridir ve çeşitli tekniklerin ve belli bir zanaatkarlık ve mühendislik sanatının  bir araya gelmesiyle oluşur. Bu davranışın çoğu, eski Mısır zamanlarından beri bilinmektedir ve Aristofanes, Plinius Secundus, Plutarch ve Horapollo gibi eski yazarlar tarafından açıklanmıştır.

Şekil 5. Dışkı topağını yuvarlayan bir bok böceği  [ Scarabaeus semipunctatus (Fabricius, 1792)].


Daha sonraları, Fransız böcek bilimcisi Jean Henry Fabre tarafından, güzel ve detaylı açıklamalar sunulmuştur. Detaylar için, okuyucuya, Fabre' nin izahını referans gösteririm ve burada, sadece, tekerlek konusu ile ilgili kısımlarını vurgulamak istiyorum.

Bok böcekleri, temelde, toynaklılarca oluşturulan taze dışkının kokusunun çekiciliğine kapılırlar. Dışkıyı keserek, parçalarına ayırırlar ve vücut uzantılarını ve baş yapılarını kullanarak, düzgün yüzeyli, mükemmele yakın topak oluştururlar. Daha sonra, kendileri ya da yavruları için besin olarak, kazılmış çukurlarda saklamak üzere, bu topağı çevrelerine yuvarlarlar. Topağı yuvarlayarak, yollarındaki küçük yükseltileri ve vadileri geçip, birkaç metreye kadar mesafe katederler. Çoğunlukla, arka ayaklarının karşılıklı kullanarak, yuvarlanan dışkı topaklarını, yürüyerek geri geri iterler.
 
Arka ayaklarının uçları, topağın çevresinde döndüğü orta eksene paralel bir eksen meydana getirir. Ağır bir yükü nakletmek üzere, dairesel ve düzgün yüzeylerin düşük sürtünme direncinden yararlanılmasını sağlayan, bir eksen çevresinde dönüşün birleştirilmesi, düşündüğüm tekerleğe, en yakın derecede benzerlik gösterir. İlginç biçimde, bok böcekleri  Scarabaeidae ile ilgili son filogenetik analizler, dışkı yuvarlama davranışının, birçok kez bağımsız olarak evrimleştiğini göstermiştir. Üstelik, dışkı yuvarlamanın, Scarabaeini'nin birkaç nesli içerisinde uyarlanabilir biçimde kaybolduğunu gösteren kanıt bulunmaktadır. Bu, tekerleğin unutulup, birkaç yüzyıl, yerel develerin yerine geçtiği Orta Doğu kültürlerine ilginç bir paralellik göstermektedir.

İnsan Kültüründe Tekerleklerin Kökeni

Arkeologların arasında birkaç on yıl hakim olan görüş, tekerleklerin, MÖ 3500 civarlarında, Sümerliler tarafından, Orta Doğu'da icat edildiğiydi. Bu hipotez, şunlara dayanmaktadır:

  1. Altında bir çift disk bulunan kızak benzeri yapıların yandan görünüşünü gösteren resim yazılar,
  2. Tekerlek teknolojisinin hızla geliştiğini belgeleyen, biraz daha yeni kayıtlar.
Tekerleğin, Mezopotamya kökenli olduğu görüşüne karşılık, tarihi aynı döneme uzanan, kuzey Kafkasya bölgesinde ve Avrupa'da, tekerleğin kullanımına yönelik ağaçtan tekerlek diskleri, at arabaları ve diğer kanıtlara ilişkin daha yeni bulgular ortaya konmuştur.

Buna göre, iki rakip hipotez ileri sürülmektedir. İlk hipotez, ya geleneksel kuzeybatıya kültürel yayılması dahil, tekerleğin ve at arabasının, Orta Doğu'da, ya da farklı bir yerde icat edildiği görüşüne dayalı olarak,  tekerleğin tek bir kökeni olduğunu ileri sürmektedir. Diğer çok merkezli görüş, hakim doğal ve kültürel koşulların, imkan verdiği zamanlarda, tekerleğin, muhtemelen, birçok kez bağımsız olarak ve muhtelif yerlerde icat edildiğini iddia etmektedir. Bu çekişmedeki tartışmanın türü, bana, biyolojideki morfolojik (yapı bilimsel) özelliklerin kökendeşliği ile konvergensliği (çeşitli gruplara ait organizmalarda benzer karakterlerin gelişmesi durumu) konusundaki anlaşmazlıkları hatırlatır. Üstelik, bu soruna, morfolojik karşılaştırmalarda kullanılanlara benzer bir "karmaşıklık testi" uygulanabilir.

Buna göre, dört iddia, Orta Doğu bölgesinde, tekerleklerin tek merkezli kökeni olduğunu savunmaktadır. İlk iddia, arazinin doğal koşulları ve özellikleri ile ilgili; ikincisi, yük hayvanı olarak, büyük evcil hayvanların ortaya çıkmasıyla alakalıdır; üçüncü iddia, tekerlek yapımının benzerliğidir; dördüncüsü ise, tekerlek imalatındaki tüm yeni gelişmelerin ( üç kısımlı disk tekerlekler, destek tekerlekleri, ispitli tekerlek), ilk kez, Orta Doğu'da ve sonradan, sadece, Avrupa ve diğer bölgelerde belgelenmesi gerçeğidir. Tekerleğin kökeni ile ilgili farklı görüşlere bakılmaksızın, Orta Doğu'nun, büyük evcil hayvanların varlığı dahil doğal ve kültürel koşulların, çok ötesine giden çıkarımlarıyla birlikte, bu tipten bir icada olanak sağladığı bir bölge olduğu şüphesizdir.

Ancak, durum, daha da karmaşık olabilir; muhtemelen, at arabasıyla bağlantılı tekerleğin, ağırsaktaki ve çömlekçi çarkındaki dairesel hareket ilkesinin kullanımının eşlik ettiği ya da öncesinde geldiği, sadece, son adım olduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca, misketlerle ve toplarla oynamanın, tekerleğin müjdecisi olabileceğini eklemek istiyorum. Misketlerin, eski Orta Doğu'dan geldiği anlatılmaktadır. Ancak, bu farklı başarıların, zorunlu biçimde, nedensel olarak bağlantılı olmadığı konusunda bazı kanıtlar mevcuttur.

Bok Böcekleri, İnsanlar ve Dinler

 Scarabaeidae, dışkı topakları ya da kümeleri oluşturan Scarabaeus pius (Illiger, 1803); Kheper aegyptorium (Latreille, 1827); Sciarabaeus multidentatum (Klug, 1845) ve Gymnopleurus geoffroyi (Fuessly, 1775) dahil Orta Doğu'daki birçok büyük türü kapsar. Bok böcekleri, nadir olarak bulunan geviş getirenlerin taze dışkı yığınları için, yoğun rekabet etmektedirler. Dışkı kümesinin oluşumu ve yuvarlama davranışı, dışkı kaynaklarındaki besine ve yuva yapma alanlarına yönelik rekabeti hafifletebilir. Bok böceklerinin nüfusunun, göçebe yaşam tarzından ilk yerleşik hayata ve ziraatın başlangıcına geçiş döneminde zaten süregelmekte olan inekler, koyunlar ve keçiler gibi evcil hayvanların sayısındaki artışa paralel olarak yükselmiş olması mümkündür.

Sığırların evcilleştirilme merkezinin, Orta Doğu olduğu ve MÖ 8000 yılı dolaylarında başlamış olduğu ve koyunların ve keçilerin, bunun içerisinde olduğu düşünülmektedir. Evcil hayvanlar, yakın mesafelerde yaşadıklarından, sahipleri için, bok böceklerinin ilginç faaliyetlerini görmezden gelmek, neredeyse imkansızdı. Orta Doğu'daki eski halk, böcekleri, derinlemesine tanıyıp gözlemledi. Sümerler'in listesi, buna dayanak oluşturur      ( MÖ 9. yüzyıl; ancak, temeli, çok daha eski belgelere dayalıdır). Bu 'hayvan bilimi konusundaki en eski kitap', sırasıyla, her bir türün özelliklerini açıklayan, 121 böcek ismini içermektedir. Bu nedenle, eski kültürlerdeki insanların, bok böceklerini gözlemlediklerini ve , ya öyle ya da böyle, onların karmaşık ve özgün davranışlarından etkilendikleri sonucuna ulaşabiliriz. Bu durumun gerçekten böyle olduğu, bok böceklerine kutsal anlam yüklemesiyle tanınan eski Mısır kültürü tarafından gösterilmektedir. Kendi kendine oluştuğunun ya da erkeklerin tek başına gelecek nesli meydana getirdiğinin sanılması gibi yanlış yorumlamalar oluşmasına karşın, bu kutsal anlam, kökenini, bok böceklerinin davranışının detaylı incelenmesinden almaktadır.

Mısır  scarabaeid (bok böceği) inancının kaynakları ve kökeni, halen gizemini korumaktadır, ancak, tarihsel kayıtlarda ortaya çıkışından daha öncesinde bulunmuş olması beklenmektedir. Myer (1894) ve Minas-Nerpol (2006), gömülü böceklerin ve bok böceği tasarımlı kapların ortaya koyduğu gibi, tarihi, hanedan öncesi (MÖ 3000'den önce) dönemlere uzanan, bok böceğinin ilahlaştırılmasının ilk işaretlerine değinmektedir. Ancak, bu ciddi eşyaların tam adet haline gelmiş anlamı belirsizdir. Bunun aksine, 5. hanedanın (MÖ ~ 2367-2347) sonunda, piramit metinlerinde bulunan en eski yazılı bok böceği (scarabaeid) kayıtları, zaten ayrıntılı bir şekilde hazırlanmış bir inancın varlığını belgelemektedir. Böyle karmaşık bir inancın, böylesine çabuk ortaya çıkmış olması şaşırtıcıdır. Bunun bir açıklaması, bok böceği inancının bu kısmının muhtemelen Mezopotamya'dan alınmış olması mıdır? Sina Çölü'nde yapılan arkeolojik çalışmalar, ilk Mısır gelişiminde, doğu Orta doğu bölgelerinin etkisi olduğunu göstermekte ve özellikle evcil hayvanların ve bitkilerin yayılmasına değinmektedir.

Eski Mısırlılar için, bok böceklerinin anlamı çoktur fakat Yükselen Güneş Tanrısı ya da Yaratıcısı (ve onun günün ilk saatlerinde yükselişi) Khepri'de (Kheper, Khepri, Chepri, or Chefre²) toplanmaktadır. Bu yüzden, Khepri, çoğunlukla, bok böceği ya da kafası bok böcekli olarak tasvir edilmiştir ve bok böcekleri, ayakları arasındaki güneş diskiyle beraber gösterilmiştir. Eski metinler, ilahı, "Gelişimlerin Geliştiricisi" olarak açıklarlar. Genellikle, "olmak", "var olmak" ya da "... halini almak" olarak dilimize çevrilen "Kheper" fiilinin, "yuvarlanmak" ya da "dönmek" anlamı da vardır. Bunun sonucu olarak, bok böceklerinin, güneş diski gibi yuvarlak nesnelerle olduğu kadar; disklerle, dönmeyle, göçle ve hareketle ilişkilendirildiği ortadadır. Genel olarak kabul edilen yorumlama; bu ilişkilendirmelerin, yeni nesil bok böceklerinin, toprağın altındaki yuvarlak kümelerden çıktığının gözlemlenmesine dayalı olmasıdır. Bu, ayrıca, daha ileri bir zamanda, ölüm sonrası hayat inancı ile ilişkilendirilmiş olan ahiretten sabahleyin güneşin dirilişinde görülür. Ancak, ciddi bir alternatif olarak (bu ilişkilendirmenin temel kaynağı olarak),  yuvarlak bir yapının yuvarlanması ilkesini göz önüne alıyorum.

Hipotez

Yukarıda belirtilen noktalar, beni, doğadaki tekerleklerin kullanımın göstergesi olarak, bok böceklerinin biyolojisi ve insan kültüründeki tekerleklerin kökeni olarak ifade edilen üstteki tartışmanın iki kolunun birleştirildiği, bu makalenin ana hipotezine götürüyor. Bok böceklerinin tekerleği kullanmasının, Orta Doğu'daki insanlara, kendi kültürel dünyalarındaki tekerleği icat etmelerinde ilham verdiğini iddia ediyorum. Bu bölgedeki toynaklı hayvanların evcilleştirilmesini takiben, bok böceklerinin davranışı üzerine yoğun gözlemlerin olması ihtimali, yük taşıma aracı olarak, tekerlek fikrini tetiklemiş olabilir. Bu yüzden, bok böceğinin büyük mitolojik rolü, en azından kısmen, tekerlekten dolayı gördüğü büyük itibardan kaynaklanmaktadır. Tekerleğin icadı, yuvarlak nesnelerin mitolojik yönünü, günlük hayattaki kullanımıyla birleştirdiği için özellikle önemliydi. Tekerlekli at arabaları; eski belgelerin ve tekerleğin, çoğunlukla, egemenlerin mezarlarında bulunması gerçeğinin açıkça gösterdiği biçimde (bugün olduğu gibi), mevki sembolleri haline geldiler. Yeni icadın, savaş aracı olarak askerlikte kullanılması, eski kültürlerin tarihinde, yeni bir sayfa açılmasını sağladı. Tekerlekli at arabalarının icadı ve ilk kullanımları ile; çoğunlukla, yük hayvanları olarak kullanılabilen büyük toynaklı hayvanların evcilleştirilmesi arasında ilişki olduğu görülmektedir. Evcil hayvanların, tekerleğin bulunmasında iki katlı bir rol oynadığını düşünüyorum. Birincisi; evcilleştirilmeleri, bok böcekleri nüfuslarının yoğunluğunda artışa neden olarak, bunların detaylı gözlemler açısından, daha erişilebilir hale gelmesine yol açmıştır. İkincisi; pullukların, at arabalarının ve vagonların itilmesinde kullanılabilen hayvanlar olarak, tekerleklerin kullanılmasını da kolaylaştırmışlardır.

Bok böceklerinin dışkı topağı ile tekerlekler arasındaki en açık ilişki, İncil'deki Zülkifl'in hayaliyle belgelenmektedir. Hayalinde, Zülkifl peygamber; metalik görüntüleri, iki farklı çiftten dört kanatları, ön ayak çiftindeki dikenleri, çift tırnaklı ayakları, ileri geri hareketi ve her yönü yuvarlak olan tekerleğin taşınması dahil, birçok yönden bok böceğine benzeyen 4 kanatlı çocuk meleği açıklamaktadır. Dört kanatlı çocuk meleklerin, bok böceklerini temsil edebileceği fikri, Macar hayvan bilimcisi Sajó' dan (1910) çıkmıştır ve Amerikalı kültürel böcek bilimcisi Hogue (1983) tarafından idare edilmiştir. Bu hipotezin ilginç yönü; çoğunlukla, dik açılı ağ oluşturan iki tekerlek olarak tasvir edilmekte ve kanatlı çocuk melekler tarafından taşınmakta olan söz konusu Zülkifl'in tekerleğinin, dışkı topağının dönüştürülmüş açıklaması olabileceğidir. Bu nedenle, bok böceği dışkı topağının, tekerlekle ilişkilendirilmesi, Orta Doğu'nun eski halkına yabancı bir düşünce olmayabilir. Bu durumda, bunun, vurgulanması gerektiği halde; tekerlek, zaten biliniyordu. Zülkifl peygamber, papazdı ve MÖ 6. yüzyılda, Babil'de yaşıyordu. Hogue'nin (1983), ifade ettiği gibi, Babil'de ve İsrail'de, o devirde, papaz olan birinin, bok böceği inançlarına aşina olması gerekirdi ve bu hayvanın gözlemini yapması mümkündü.

İstisnalar Kaideyi Bozmaz

Eğer tekerlek, medeniyetin yükselmesinde düşündüğümüz kadar önemliyse ve eğer çok merkezli tekerleklerin icadının yapıldığı varsayımıyla, arazi ile ilgili ve çevresel koşullarla birlikte belirgin bir derecedeki kültürel gelişme, belli türden teknik yenilikler sağlıyorsa; o zaman, neden tekerlek, Kolomb öncesi Amerikan kültürlerinde icat edilip kullanılmadı? Kültürün karmaşıklığı, hiç sorun yaratmamaktadır ve tekerleklerin kullanımındaki çevresel koşullar, burada, Avrupa'daki Taş ve Bronz Devri'nden daha da iyiydi. Üstelik, tekerlekli ve ağırsaklı pişmiş lüleci çamuru oyuncaklar kullanılmıştır, fakat bu bilgi, şaşırtıcı biçimde, ne çömlekçi çarkının ne de at arabası tekerleklerinin geliştirilmesini sağlamıştır. Bu, açıkça, o başarıların bağımsızlığını göstermektedir. At arabasının ya da çömlekçi çarkının, ağırsaklardan veya oyuncaklardan türetilmesi zorunluluğu yoktur. Bu olay hakkında düşündüğümde, aklıma ilk gelen şey, Amerika'da, dışkı topaklarını oluşturan bok böceklerinin, muhtemelen, bulunmamasıdır. Ancak, durum, bundan ibaret değildir. Meksika'da ve diğer bölgelerde, dışkı topağı oluşturan birkaç bok böceği türü vardır. Dahası, eski Amerikalılar, bir bok böceği türü Canthon humectus (Say, 1831) dahil pek çok böcek; akrep, örümcek ve çıyanın çok sayıda güzel ve bazen detaylı resimlerini ve heykellerini belgeleyen büyük Aztek sergisi katalogunda açıkça görüldüğü gibi, eklem bacaklı ve böcek dünyasından oldukça haberdarlardı. Bu nedenle, bok böceklerinin gözlenmesi, tekerleğin icadına katkıda bulunabilmiş olsa, neden eski Amerikan halkı, bu hayvanların gözlenmesinden ilham almadı? Yaklaşık olarak özdeş gözlemlerin, zorunlu olarak, aynı veya benzer sonuçlara yol açmaması, oldukça saçma bir cevaptır. Ancak, asıl önemli olan, Orta ve Güney Amerika'da evcilleştirilmiş toynaklı hayvanların bulunmamasıdır. Bunun sonucu olarak, bok böcekleri, bazen gözlenmiş ve eski Orta Doğu'daki duruma göre, aynı düzeyde dikkati toplamamıştır.

Sonuç olarak, insan kültüründe, tekerleğin icadının, sadece doğadan ve özellikle bok böceklerinden taklit edilmiş bir yeniden icat etme olduğunu ileri sürüyorum.

Teşekkür

Bu makalede, Almanya'daki 2006 Dünya Futbol Şampiyonası sırasında, Berlin'deki Pergamonmuseum'da düzenlenen ‘Der Ball ist rund – Kreis Kugel Kosmos’ (Top, yuvarlaktır - Çember Küre Evreni) sergisi hazırlıklarından esinlenilmiştir. Aileme, Berlin'deki Humboldt Üniversitesi'ndeki 'Karşılaştırmalı Hayvan Bilimi' grubuna, ilham veren tartışmaları için  Martina Minas-Nerpel'e; eskizle ilgili faydalı yorumlarından ötürü, derginin hakemlerine teşekkür ederim.  Nannosquilla fotografını temin eden Roy Caldwell'e teşekkür ederim. Peter Lederer'in bok böceği fotografçılığını ise, minnetle anıyorum.

(¹): Hollandaca 'Wentelteefje', "Fransız tostu" anlamına gelir.
(²): Günümüzdeki chafer (İngilizce) ve käfer (Almanca) sözcüklerinin bu Mısır ilahından türediğinin ileri sürülmesi cezbedicidir ancak bu, tamamen güvenilir görünmemektedir.


Kaynak: http://dpc.uba.uva.nl/ctz/vol77/nr03/art01

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder