Bu Blogda Ara

13 Aralık 2010 Pazartesi

Bok Böcekleri

Eski Mısır’ın kutsal bok böceği modeli, büyük otçulların dışkısını ortadan kaldırarak Kuzey Afrika ve Mısır ekosisteminde faaliyet gösteren Scarabaeus sacer denen bok böceği türüdür. Bok böceği, hem kendisinin hem de yavrularının -korunmalarında olduğu kadar- besin kaynağı olarak dışkıyı kullanmaktadır. Doğada, bok böceğinin ayaklarını ve ağız kısımlarını kullanarak tamirci hassasiyetiyle iki ayrı şekilde dışkı topaklarını meydana getirdikleri gözlenebilir. Bunlardan kuluçka topağı denen birincisi, içine dişinin yumurtalarını bıraktığı armut şeklindeki koyun dışkısı topağıdır. Larva geliştikçe, yuvalarındaki dışkı maddesiyle beslenir. Bu arada; dişi, larvalar gelişme ortamlarından erginler halinde çıkana kadar sürekli olarak küfleri ve mantarları ortadan kaldırarak dışkı topağının yanında bekler. Çiftlik hayvanı dışkısı denen ikinci topak, besin olarak kullanılmak üzere mükemmel bir biçimde şekillendirilmiş bir küredir. Bok böceği, bu besinini yerde arka ayaklarıyla yuvarlayarak ,dikey sütun ve yatay geçitle ulaşılan, yeraltı odasına götürür. Besin topağı, eski Mısırlılarda bok böceğinin pek çok görsel fikirle çağrıştırılmasına neden olmuştur ancak bu fikirler, doğaya dayalı olduğu halde, böcek bilimsel değişiklerin ihmal edilmesiyle veya temelde değiştirilmesiyle oluşturulan yapay kurgulardı. Bu fikirlerin en önemlisi, arka ayaklarını değil ön ayaklarını kullanarak cennetlerin bir ucundan diğer ucuna güneş diskini iten eski Mısır mitolojik böceğinin tasarımıydı. Besin topağı modeliyle kutsal bok böceğinin güneşle ilişkilendirilmesiyle, Mısırlılar kuluçka topağı gerçeğini ihmal ederek böceğin bunun içerisinde kendiliğinden oluştuğunu iddia ediyorlardı. Bok böceğinin içerisine bırakıldığı özenli yeraltı tüneli sistemi, Mısırlılar için bir başka model görevini görmekteydi. Bu, Eski Krallık döneminden itibaren gelişen mimari mezar planları kavramını anımsatıyordu. Doğa, bu değiştirilmiş haliyle, eski Mısırlıların en dinamik evrensel döngülerden biri olarak yaratılışla ilgili mitlere ve genişletilerek yeniden dirilmeye kolaylıkla uygulanabilen güneşin günlük döngüsü hakkında kuvvetli bir görsel fikir sağlamıştır. Gerçekten, eski Mısır’daki “bok böceği” sözcüğü, “yaratılmak” ve “var olmak” gibi kavramlar ifade eden bir fiil kökünden gelen ya da isim olarak “biçim” ya da “belirti” anlamına gelen h˘pr sözcüğüdür. Bok böceği, bu nedenle, kendiliğinden meydana getirilen yaratıcı tanrının somutlaşması olarak düşünülmüştür.

Yaratıcının ve güneş tanrılarının özelliklerinin kademe kademe birleştirilmesi, Eski Krallık’ta , genellikle baş olarak görev yapmak üzere omuzlarına yerleştirilmiş tam bir böcekle erkek biçiminde tasvir edilen yükselen güneş tanrısı Kepri’nin geliştirilmesine neden olmuştu. Bu imge, hayvan kafasının insan vücuduyla birleştirilmesine dayanan bileşik ilahların tasvirine zıttı. Çünkü o, gecenin karanlığından güneşin yükselmesini simgeliyordu. Kepri, Ölüler Kitabı’ndaki cenaze töreni sahnelerinde ölünün ahirette yeniden dirilişinin sembolü olarak tasvir ediliyordu.  

Eski Mısır’daki kültürel kayıtlarda bok böceğinin ilk kez ortaya çıkışı, başlangıcı bok böceği içeren çömlek vazoların bilinçli olarak mezarlara gömüldüğü tarih öncesi M.Ö. 4. binyıla kadar uzanmaktadır. Bundan 2 yüzyıl sonra, Êski Krallık’taki 6. hanedan döneminde ilk kez işlenmiş bok böcekleri görüldü. Bu biçimin başlamasından sonra, yüzbinlerce bok böceği, Mısır’ın uzun tarihi boyunca neredeyse bilinen her maddeden, sırlı sabun taşı ve çiniden cama ve yarı değerli yeşim taşlarına, akiklere (karnelyan) ve lacivert taşına kadar, üretiliyordu. Bok böceğinin alt yüzeyinden oluşturulan oval alan, eski Mısırlılara yazıları ve tasarımları gösterebilecekleri uygun bir yüzey sağlıyordu. Bu tasarımlar, değişiklik göstermektedir ancak uygun biçimde geometrik tasarımlar, hiyeroglifsel işaretler ve hem hayvan hem de insan figürleri şeklinde gruplandırılabiliyordu.  Geometrik tasarımlar, zaman açısından Orta Krallık ve İkinci Ara Dönem ile sınırlıydı ve dört sınıfa ayrılabiliyordu: spiral parşömenler, merkeze doğru yoğunlaşan halkalar,  kangallı zincir modelleri ve çapraz modeller. Hiyeroglifler şeklindeki sloganları taşıyan bok böceklerinin farklı dönemlerde varlığı kanıtlanmaktadır ve bunların mesajları genelde koruyucu reçeteler ya da iyi şans ifadeleri içermektedir. Bunlar, onsekizinci hanedan döneminde başlamış ve Geç döneme kadar kullanılmaya devam edilmiş gibi görünmektedir. Belirtilen fikirler arasında "şansınız bol olsun" ya da "isminiz sürsün ve çocuklarınızla kutsanasınız" gibi ifadeler yer almaktadır. Bu tür sloganlar arasında, aynı amaçla ilahların isimleri de yer almaktadır. Burada, şu ifadeler görülebilir: "Tanrı Konsu (Khonsu) beni korusun", "Tanrı Amun'un sevdiği şehir ölümsüzdür" ve "Amon-Ra Tanrısı, bireyin gücüdür". Bu işlevler, hem insan hem de ilah olarak hayvan ve insan figürlerini temsil eden tasarımlarda da aynen korunmuştur. Bunun sonucunda, bok böceklerinin tiplerine hem ölüler hem de canlılar için muskalar şeklinde eş zamanlı olarak yer verilebilir ve her bir grup, yaygın bir motif ve slogan dağarcığından seçilen tılsımlara ihtiyaç duymaktadır. 


İlk kez Orta Krallık'ın onikinci hanedanından itibaren bok böcekleri şeklindeki mühür yüzüklerine rastlanmasına rağmen, İlk Ara Dönem'den itibaren giderek yaygınlaşan bir uygulama olan mühürler olarak bok böcekleri memurlar tarafından kullanılmış olabilir. Bu, İkinci Ara Dönem'de de kullanılmaya devam etmiştir ve bunlar, tarihçilerin önemli tarihsel belgelere erişmesini sağlamaktadır. Örneğin, üzerinde memurların isim ve ünvanlarının yazılı olduğu iki bin bilinen örnekten 60'tan fazlası, Filistin bölgesinde bulunmuştur. Bu tür belgelerdeki veriler, araştırmacıların Doğu Akdeniz ile Mısır arasındaki ilişkileri anlamalarını sağlamaktadır. Böyle Mısır bok böceklerinin varlığı, Mısırlılaştırılmış bok böceklerinin doğu Akdeniz ülkelerinde yerel üretimi için itici güç sağlamış olabilir ve  Kenan bölgesindeki kazılardan tamamlanmamış örneklerin çıkması bunların varlığını doğrulamaktadır. 


Altıncı hanedanın ilk bok böcekleri, kısa ve öz biçimde işleniyordu ve muhtemelen boş alt yüzeylerinden dolayı muska olarak işlev görüyordu. 6. hanedandan önce hüküm sürdüğü bilinen Eski Krallık hükümdarlarının isimlerinin yazılı olduğu bok böcekleri, ölüm sonrasına ait bir yaratım olarak görülmektedir; bunlar, firavunun her şeye gücünün  yetmesinden dolayı sahiplerini kötülüklerden korumayı amaçlıyordu. "Yukarı ve Aşağı Mısır'ın Kralı", "İki Ülkenin Efendisi", "İyi Tanrı" ve buna benzer basitçe kraliyet sözlerini içeren çok sayıdaki tüm dönemlere ait diğer bok böcekleri tarafından da benzer bir işlev yerine getiriliyordu. 


En yaygın muska tiplerinden birisine Kalp bok böceği deniyordu ve genellikle Güne Çıkma Kitabı'nın (Ölüler Kitabı) 30B Büyüsü'nün bir yorumu bunların üzerine yazılıdır. Bu sınıfın çoğunluğu feldspat, yılan taşı ve bazalt dahil çok sayıda benzer renkli taşlardan işlenmiş gibi görünmekte olmasına karşın, kalp bok böcekleri, en çok eskiden nmhf (h'nin altında burada gösteremediğim nokta var) diye adlandırılan ve tereddütle yeşil yeşim taşı (bir kuvars) olarak teşhis edilen yeşil taştan yapılmıştır. İlk örneklerinin tarihi, onsekizinci hanedana kadar uzanmakta ve insan başı, bok böceğinin  başının yerini almaktadır. Yukarıda belirtilen büyü, kalp bok böceğinin ölünün kalbinin yerini alacağını belirtmesine rağmen, gerçekte kalp bok böcekleri, mumyanın gövdesi içindeki ya da üzerindeki herhangi bir yere rastgele yerleştirilmiş gibi görünmektedir. Bunların amacı, ilk satırlarının “Ey, kalbim; ey, annem!...Aleyhime tanıklık etmek için ayağa kalkma” şeklinde açığa vurduğu gibi, aklın ve vicdanın yeri olarak düşünülen kalbin ölünün aleyhine mahşerde yalancı şahitlik yapmamasının garantiye alınmasıydı. Kalp bok böcekleri, eski bir Mısır tapınağının dış görünüşünü taklit eden dikdörtgen şeklindeki bir göğüs motifi tasarımına da dâhil edilmiştir.  

Bok böceklerinin diğer bir sınıflandırılması ise anma ile ilgilidir. Onsekizinci hanedanın III. Amenhotep dönemi sırasında yaratılanlar, ayrılabildikleri konulardan dolayı haklı bir şekilde en ünlüleridir.  Yayınlandıkları kesin tarihin belirlenmemiş olmasına rağmen, firavun ve kraliçesi olan Tiye’den bahseden 10 satırlık hiyeroglifler taşıyan 60’dan fazla örneğe evlilik bok böcekleri denmektedir.  Yaklaşık diğer 6 tanesi, bir Mitanni prensesi olan Gilukhepa ile evliliği anısınadır; oysa, diğer bir düzinesi, Kraliçe Tiye şerefine inşa edilen bir mutluluk gölü olan Batı Thebes’teki Birket Habu’nun  yaratılmasını kutlamıştır. III. Amenhotep, sırasıyla 96 vahşi boğa ve 102 aslanı çuvala koyduğunu anlatmak üzere ilaveten iki anma amaçlı bok böceği serisi yayınlayan açgözlü bir avcıydı. Bu bok böceklerinin her bir grubunun hem  üretimlerinde hem de imalatlarında farklılıklar bulunmaktaydı ve bu, hükümdarı yüceltmek amacıyla bunların farklı atölyelerde yapıldığını ve yurt içinde ve yurt dışında ayrıcalıklı saray mensuplarına verildiğini göstermektedir. Oğlu ve halefi IV. Amenhotep de hükümdarlığı döneminin ilk yıllarında, bir anma amaçlı bok böcekleri serisi yayınlamıştır ve bunlardan bir düzineden daha azı günümüze kadar elimize ulaşmıştır. Bunlar, modeli babası tarafından yayınlanan bok böceklerinden alınan sabun taşından imal edilmiştir ve bir jübileyi anmak amacıyla hazırlanmış görünmektedir. 

Yazılar ya da tasarımlar için yüzeyin oval tabanı muhafaza edildiği halde, bu böceğin genel dış görünüşüne uygun şekilde tasarlanmış kediler, ördekler, kurbağalar, kirpiler, koçların kafaları ve buna benzer diğer hayvanların bok böceğinin bedeninin yerini aldığı scaraboidler denen kategori, bok böcekleri ile ilgilidir. 


Kutsal bok böceğinin imajı, eski Mısır sınırlarını aşmıştı ve taklitleri, Akdeniz'in dört bir yanında M.Ö. ilk binyılda Yunanlılar, Etrüskler ve Fenikeliler tarafından imal ediliyordu. Bok böceklerine rağbet azalmamıştır. Napolyon'un çığır açan 1799'daki Mısır seferinin sonucunda, bok böceği özellikle Victoria dönemi'nde Avrupa mücevheratına giren bir motif haline geldi ve günümüzde halen rağbet gören bir moda aksesuarı olarak kabul edilmektedir. 


Eski Mısırlılar'ın bu böceğe düşkünlüğü Scarabaeus sacer ile bitmemiştir, çünkü diğer böcekler de madde kültürlerinin kayıtlarında bulunmaktaydı. Örneğin, takla böceği (Agrypnus notodonta), dördüncü hanedandan itibaren kolye süsleri olduğu kadar birinci hanedandan itibaren iki kabartma üzerindeki resimler olarak işlev görmüş olabilirler. Neit'in (Neith) sembolünün, yanlarında her birinin kendilerine ait karınlarının bulunduğu iki kafa-kafaya takla böceğinin dahil olduğu bir tasarım olduğu gösterilmiştir. 


Renklerinden dolayı çarpıcı dış görünüşe sahip, muhtemelen Steraspis squamosa olarak adlandırılan böceklerdir süslüböcekler. Tutankamun'un mezarındaki değneklerden birinde yapılan inceleme, ezilmiş süslüböcek kınkanadının (ön kanatlar) renk verici madde olarak kullanıldığını göstermiştir. Üstelik, süslüböcek femurları (bacaklar), bir eski Mısır kolyesinin unsurları olarak birlikte dizilmiştir. Süslüböcekler şeklinde işlenmiş muskaların varlığı bilinmektedir ve bunlar, altın dahil pek çok maddeden yapılmıştır. Muhtemelen, süslüböceklerin eski Mısır sanatındaki bir motif olarak en olağanüstü örneği, dördüncü hanedandan Kraliçe Hetepheres'in yatak gölgeliğinin desteklerinden biri gibi görünmektedir. Bununla birlikte, böcek, bedeni gölgelik yapımında kullanılan bir tahta çiviyi de gizleme görevini gördüğü için de işlevseldi. 

Süslüböceğin larvası, ergini küçük delikten çıkana kadar, kabuğunun altında pupa evresini geçirmek üzere ılgın ağacına (bir çöl çalısı ya da ağacı) taşınır. Bu özellik, eski zamanlarda üreme döngüsü olarak sayılmış ve bu şekilde, ölüler tanrısı Osiris'in döngüsüyle süslüböceğinki arasında bağlantı kurulmuş olabilir.      





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder