Bu Blogda Ara

27 Temmuz 2010 Salı

Bok Böcekleri (Scarabaeidae)

Vücut şekilleri, yaşam tarzları ve morfolojileri çok farklıdır. Trogidae ve Lucanidae'den sadece 5'i dıştan görülebilen 6 bölümden oluşmuş bir karna sahip olmaları ile ayrılırlar. Boyları 2-3 mm.den (Sericini ve Aphodiinae) 15 cm.ye (Goliathinae, Dynastes hercules) ulaşır. Renkleri çok değişkendir. Tek düze siyahtan (Scarabaienae) donuk sarıya kadar (birçok Melolonthinae) çok göze çarpıcı renklere (tropik altınböcekleri), gümüşümsü ve altın rengine kadar (bazı Rutelinae türleri) değişebilir.

Yaşam tarzları bakımından da, sistematikleri ile uyum göstermeyen birçok grup görülür. Bunlar:

  1. Larvaları; serbest olarak yaşayıp, aktif olarak kökleri, ölü ya da canlı bitki kısımlarını yerler. Ergenleri; yabani otların, çalıların ve ağaçların yapraklarını yer; bazı çöl formlarında ise erginken hiç besin alınmaz. Bu gruba Melolonthinae (mayıs böcekleri), Rutelinae, Glaphyrinae, Dynastinae (Devkınkanatlılar) dahildir. Birçok tarım ve orman zararlısı bu gruptandır.
  2. Larvaları parçalamakta olan bitkilerin bulunduğu topraklarda yaşayanlar; canlı bitkilere saldırmazlar. Küçük memelilerin ve karıncaların yuvalarında da bulunurlar. Örneğin, Cetoniina (altın böcekleri) ve bazı dev formlar (Oryctes nasicornis) bu gruptan sayılır. Bazılarının erginleri; bitki, yaprak ve sürüngenlerle beslendiği için zararlılar içerisinde sayılırlar.
  3. Çürüyen odunların ya da iri ağaçların kovuklarında yaşayanlar. Erginleri yaralı ve hasta ağaçlardan akan özsular ile beslenirler ya da çiçekleri ziyaret ederler. Az zararlı böceklerden sayılırlar. Birçok Dynastinae ve Cetoniinae; Trichiinae ve Valginae'nin tümü bu gruptandır.
  4. Genellikle otla, nadiren her şeyle beslenen hayvanların dışkı yığınlarında gelişenler. Bu gruba gübre böcekleri (Aphodiinae) dahildir. Dışkılarda yaşayan diğer Scarabaeidae türleri gibi, dışkıyı çıkaran hayvanın midesinde sindirilmeyen besinlerle geçinirler.
  5. Ergin tarafından toprak altına götürülen dışkı topakları içerisinde gelişenler. Karmaşık bir kuluçka bakımı vardır. Scarabaeinae (tezek böcekleri) ve Geotrupinae (bok böcekleri) bu gruptandır.
  6. Hayvansal kökenli atıklarla (leş, tüy, telek, kıl vs.) beslenenler. (Trogidae gibi). Glaphyrinae ve bazı hapböcekleri (hayvansal kökenli maddelerden kuluçka hazırlayanlar) de bu gruba girer.
Scarabaeinae türleri, sıcak ve güneşli havalarda çok faaldirler. Toynaklı hayvanların taze tezeklerini hap yaparlar. Başlarının keskin ve çok defa testereli uç kısımları ve yassı ön tibiaları ile gübre parçacıklarını keserek kısa zamanda tam bir topağa çevirirler; daha sonra da ön bacakları ve baş plakaları ile bir çeşit cilalarlar. Bu topakları yuvarlayarak emin yerlere götürürler. Topakları, ön bacaklarını yere dayayarak, orta ve arka bacakları ile itmek suretiyle hızlı bir şekilde geriye doğru hareket ettirirler. Bu sırada başları aşağıya, arka kısımları yukarıya doğru yönelmiştir. Koşullara bağlı olarak 1-15 m. kadar bu topakları yuvarlayabilirler. Ölü gömücüler gibi, topakları, topağın altını kazmak suretiyle toprağa gömebilirler.

Besin maddesi olarak kullanılan tezek, subtropiklerde (dönence altı bölgeler) ve sıcak bölgelerde (tropikler) birkaç saat içinde kuruyacağından, kuluçka için uygun bir ortam olarak kullanılamazdı. Bu nedenle; hem taşınmada kolaylık sağlama açısından, hem büyük bir hacmi oransal olarak az bir yüzeye sığdırabilme açısından ve hem de gömüldüğünde birkaç hafta taze kalabilme açısından dolayı, topak yapma içgüdüsü geliştirilmiştir. Erkeğin ve dişinin ortak olarak topak üretmeleri ve taşımalarına küçük yapılı Sisphus schafferi'de rastlanmıştır. Bu hayvanlar yaklaşık 1 cm. boyunda, koyu renkli ve uzun-eğri arka bacaklara sahiptirler. Scarabaeus cinsindeki büyük türlerde ya da 4-6 cm. boyundaki Heliocopris türlerinde erkek ve dişiler ayrı ayrı topak yaparlar. Aynı eşeye ait iki birey, topaklarını yuvarlarken birbirlerine rastlarlarsa, farklı eşeydekilere rastladıklarından daha farklı bir davranış gösterirler. Eğer bir erkek, topak yuvarlamakta olan başka bir erkeğe rastlarsa, kısa bir savaşa tutuşurlar. Topak üzerinde bulunan erkekler, ön bacaklarını karşısındakilerin vücudunun altına sokar ve ani bir hareketle onu yana atmaya çalışırlar. İki dişi karşılaştığı zaman da aynı davranışı gösterirler. Eğer çalışmakta olan bir erkeğe, bir dişi yanaşırsa, tanışma merasiminden sonra, topağı yalnız yuvarlayan erkeğin ardına takılır. Eğer bir erkek çalışmakta olan bir dişiye rastlarsa, dişiyi topağıyla yalnız bırakır. Bokböcekleri, geçici bir süre de olsa birlikte yaşarlar. Eşler topakları birlikte gömerler; erkek, topakları gömerken, dişiler bekçilik eder. Bazen erkek kazarken; dişi, toprağın üzerinde oturur. Topaklar, türlere ve toprak koşullarına bağlı olarak farklı derinliklere gömülür (2-30 cm.).

İki çeşit topak yapılır: Birincisi, kendi yedikleri besinlerle yapılan ve saklanılanlardır. Toprak altına taşınan bu besinler bir araya getirilir. İkincisi, koyun ve sığır tezekleri ile topak yapanlardır. Her ikisinde de yumurtalar topakların içerisine bırakılır. Bir dişi, bir yazda 3-6 kuluçka odası ve topak yapar. Scarabus sacer (bok böceği), yaklaşık 2 gr. olmasına karşın 40 gr.'lık topak yapar. Dişi, her topağa 3-4 yumurta bırakır. ABD'nin güneydoğu kesimindeki bir tür (Deltochilum gibbosum) ise tüy ve kıllardan 4 cm. çapında kuluçka topakları yapar. Sıcak bölgelerde (tropikler) bulunan bazı türler ise topakları topraktan yaparlar. Tropik (sıcak) Amerika'daki metalik parlak renkli Phanaeus türleri çamurdan topak yaparlar. Kuruyan çamur, taş gibi sertleşerek yumurtaları düşmanlarından ve kuraklıktan korur. Yağmurlu mevsimlerde larvalar bu topakları terkederler. Birçok tür de (örneğin Canthon türleri) leşten ya da hem leşten hem de gübreden topak yapar. Bu türlerin bir kısmı da sadece toprak altına besin depolayarak kuluçka yatağını hazırlarlar.

Beyaz, çok defa cam gibi saydam larvalar; genellikle topakların yanlarına konmuş yumurta gözünden çıkarak, topakları ortaya doğru delmeye başlar ve bu arada hızla büyürler. Gelişen larva, topağı içten dışa doğru, dışta bir kabuk kalıncaya kadar yer ve oluşan bu boşlukta pupa olur. Topağın duvarı hiçbir zaman delinmez. Kazara açılacak yarık ve delikler; larva tarafından, kendi dışkılarıyla hemen tamir edilerek kapatılır. Vücutlarının arka kısmında ve sırtlarının ön kısmındaki kambur içerisinde bulunan çok büklümlü bağırsak kıvrımları, alınan besinlerin sonuna kadar değerlendirilmesini sağlar. Topak içerisinde gittikçe büyüyen larva, kendi dışkısını da topağın iç duvarına süreceğinden, beslenme sırasında bu dışkıları tekrar tekrar sindirim sistemine alarak, her defasında biraz daha değerlendirir.

Geotrupes türleri: mavi siyah renkli, 1-2 cm. büyüklükte, üst kısımları bombeli olan bu hayvanlar sıcak yaz akşamlarında gürültü çıkararak besinlerinin etrafında (geviş getiren hayvanların dışkıları etrafında) uçarlar. Kendi larvalarını dahi yerler. Tezeklerin ve at dışkılarının altındaki kumlu zeminlere 1-2 cm. çapında galeriler açarlar. Geotrupes profundus (Amerika'da) 3 m. derinliğe kadar iner ve açtıkları bu galerinin ucuna 15 cm. genişliğinde dışkı dolu bir odacık inşa ederler. Ülkemizdeki Geotrupes türleri, bir metre derinliğe kadar, ana galeri açabilirler ve bu ana galeriye her 10-12 cm.de yatay yan galeriler açarak, onların içine dışkı doldurur ve herbirine bir yumurta bırakırlar.

Asmalarda da zarara neden olan Lethrus'un, bokböceklerine göre karın kısmı kısadır; ayrıca erkekleri, çeneleri üzerinde uzun ve aşağıya yönelik diş çıkıntıları taşırlar. Asmaların genç filizlerini keza diğer kısımlarını keserek yeraltındaki galerilerine taşırlar. Böylece galerilere dışkı yerine taze bitki kısımları konarak, mayalanmaları sağlanır. Geotrupes stercoarius çam ibrelerini, odun parçalarını ve kağıtları da taşıyarak kuluçka yatağı için kullanır. Onthopagini gübrelerde yaşar ve yeraltında tek tek kuluçka yatağı yapar. Topakların mantarlaşması da larvalara besin sağlar. Aphodiinae (özellikle Aphodius türleri), gübrelerin yanı sıra insan dışkısında da yaşayabilir. Dışkıları kullananlar, önemli bir çevre temizleyicisidirler; bu nedenle özenle korunmalıdırlar.

Rutelinae, bitki zararlısı birçok türü kapsar. Anisoplia, tahıllarda zarar yapar. Anomala aenea ve Phylopertha horticola (küçük gülböceği) bu alt ailenin diğer zararlı türlerindendir. Bunların erginleri, çiçek ve bitki kısımlarını; larvaları ise kökleri ve ölü bitki kısımlarını yerler. Bu türlerin boyu 1 cm. kadar; vücutları siyah, metalik mavi ya da yeşildir. Üst kanatları sarı, yeşil ya da kahverengidir. Rutelinae'nin en kolay ayrılma yolu, şekil olarak mayısböceklerine benzemeleri; fakat çok daha küçük olmaları ve bacaklarında eşit uzunlukta olmayan pençe tırnakları taşımalarıdır. Japon böceği (Popillia japonica) aynı özellikleri gösterir; fakat daha güzel ve daha kuvvetli renklidirler ve keza daha oval yapılıdırlar. Japonya'dan köken alan bu tür, bitkilerde özellikle şeftalide büyük zararlara neden olur. Larvaları otların kökünde yaşar.

Melolonthinae (Mayıs böcekleri), Rutelinae gibi yaşar. En tanınmış türleri mayısböcekleridir (Melolontha türleri). Larvaları (kadılokması) toprakta yaşar ve başlangıçta humus, daha sonra yavaş yavaş bitkisel besinler yemeye başlarlar. Bitki köklerini yiyip bitirerek ya da delip geçerek; genellikle de mayısböceklerine özgü bir şekilde yığın halinde ortaya çıkarak büyük zararlara neden olurlar. Mayısböceklerin en önemli özellikleri, antenlerinin yaprak şeklinde genişlemiş 3-7 bölümünü bir yelpaze gibi birbirlerinden açarak ayırabilmeleridir. Bu pullar, erkeklerde dişilerdekinden daha uzundur. Yelpaze mayısböceklerinde (Polyphylla fullo) bu yelpaze 5 ve diğer birçok mayısböceğinde 6 puldan oluşmuştur. Anten pulları, koklama organlarını taşırlar. Erkeklerin iri pulları dişilerini bulabilmek için gelişmiştir. Melolontha melolontha (yaygın mayıs böceği). M. hippocastani (orman mayıs böceği) ve M. albida. Birinci türde karnın arka kısmı düzenli olarak incelmesine karşın, ikinci türde ilk olarak paralel gider ve uca doğru biraz genişler.

Mayısböcekleri yığın halinde çoğalma eğilimi gösterdiklerinden, zararları fazla olur. Larvaları toprak altında 10-20 cm. derinlikte, erişilebilecek her türlü bitki kökünü yerler. Erginleri, geniş ve iğne yapraklı ağaçların her ikisini de yer bitirir. Meyve ağaçlarının yapraklarını orman ağaçlarınınkine göre daha az tercih ederler. Bazen ağaçları tamamen kelleştirirler. Larvaların yumurtadan çıkarak ergin olmaları 3-5 yıl sürer. Bu süreyi iklim faktörleri etkiler. Aynı bölgedeki mikroklimalarda dahi bu süre birbirinden farklı olabilir. Erginleri genellikle birkaç gün ya da birkaç hafta yaşar; çiftleştikten sonra ölürler. Dişiler, çiftleştikten sonra gevşek topraklarda 20 cm. derinliğinde çukur kazarak 60-80 yumurtayı 10-30'luk yığınlar halinde bırakırlar. Yaklaşık 4-6 hafta sonra larvalar yumurtadan çıkar. Kışı, donun işleyemediği 80 cm. derinliklere çekilerek geçirirler. Pupalaşma, yine toprak içerisinde yaptıkları, duvarları parlatılmış oyuklarda gerçekleşir. Pupalaşma, yaklaşık 1,5 m. derinlikte olur ve 4-8 aylık pupa dinlenme evresinden sonra, sonbaharın geç aylarında pupadan çıkarak kışı geçirirler. Toprağın üzerine ise nisan-mayıs aylarında çıkarlar.

Polyphylla fullo (mayıs böceği= haziran böceği= yelpazeli böcek= benekli mayıs böceği): Kumlu ve seyrek ağaçlı bölgelerde sık rastlanır. Bundan önceki türlerden çok daha büyüktür. Üst kanatları beyaz harelidir. Anten topuzunun pulları, bundan öncekilerden çok daha büyüktür. Larvaları, ekilen çim ve otların ince köklerini yiyerek büyük zararlara neden olur.

Amphimallon solistitiale (Gün dönümü böceği): Mayısböceklerinden daha küçük ve tek düze kahverengidir. Diğerleri gibi kısa bir uçuş süreleri vardır. Sıcak olmayan yaz akşamlarında sürü halinde uçarlar. Vücutlarının hantallığı nedeniyle de oldukça ağır uçarlar (2-3 m./sn.); halbuki bok böcekleri 7 m./sn. hızla uçabilirler. Bu nedenle de kanat çırpma frekansları alışılagelmiş kınkanatlı kanat çırpma frekansına göre oldukça yüksektir (220 çırpma/sn.).

Dynastinae (Gergedan böcekleri): Türce zengin alt ailelerinden biridir. Ülkemizde birçok türünden en tanınmışı Oryctes nasicornis (gergedanböceği): yaklaşık 4 cm. uzunluğunda, üst kısmı parlak kahverengi, erkeği her zaman baş plakasının üzerinde geriye doğru kıvrılmış bir boynuz taşır. Türlerin çoğu sıcak ülkelerde yaşar. Larvaları, yaşlı ağaçların özellikle meşelerin çürümüş oyuklarında gelişirler. Hatta bir zamanlar tabakhanelerin mazı yığınları içerisinde sık bulunurlardı. Bugün diğer kompost yığınları içerisinde de gelişmeye uyum göstermeye başlamışlardır. Larvalar, canlı bitkilerin köklerini yemediğinden zararlı sayılmazlar. Erginin ne yediği tam bilinmemektedir (beslenmez ya da ağaçlardan akan özsuları içer). Sıcak bölgelerde (tropiklerde) Oryctes'in 40 kadar türü vardır. Gergedanböceklerinin birçok diğer cinsi ve türü kısmen zararlı hayvanlardır. Örneğin, şekerkamışlarının köklerini ya da palmiyelerin içini yerler. Dynastes hercules (herkül böceği) (Tropik Amerika): Baş ve boyun plakasında öne doğru eğik birer uzun boynuz taşırlar. Boyları 15 cm.'e ulaşır. Yine Güney Amerika'da yaşayan Megasoma actaeon, 9 cm. boyu, 5 cm. eni ve 4 cm. yüksekliği ile kınkanatlıların en ağır türünü oluşturur.

Trichiinae (Fırçalı böcekler): Bitkilerin nazik kısımlarını yerler. Yaklaşık 1 cm. büyüklükte olan bu böcekler altınböceklerine çok benzerler. En yaygın cinsi Trichius'tur. En dikkati çeken özellikleri, ayva rengindeki üst kanatlarının, siyah renkli enine bir bant taşımasıdır. Boyun plakalarının uzun tüyler taşımasından dolayı fırçalı böcekler adını almıştır. Osmoderma eremita'da üst kanat düz kahverengi, boyu 3 cm. kadardır. Ağaç kovuklarında gelişirler.

Cetoniinae (Altınböcekleri): Türce çok zenginlerdir. Renkleri çok parlaktır. Yaklaşık 10 cm. büyüklükte olan çok güzel renkli Goliathus türleri bu alt familyadandır. Ülkemizde birçok türü vardır. Bunlardan en tanınmışı Cetonia aurita'dır (altınböceği). Bu tür parlak metalik yeşil renklidir; üst kanadında ince beyaz enine çizgiler vardır. Özellikle yabangüllerinin çiçeklerini yerler. Diğer bazı türleri dışarıya akan bitki özsuları ile geçinirler (örneğin, Potosia aeruginosa). Bu sonuncusu altınböceğinden daha büyüktür ve üst kısımları tamamen düz-parlak renklidir.

Güneşi seven bu hayvanlar üst kanatlarını kapalı tutarak uçarlar ve bu özellikleri ile diğer tüm kınkanatlılardan ayrılırlar. Diğerleri, elitralarını uçma sırasında kaldırırlar. Üst kanatlarının kenarlarında bulunan özel yarıklardan dolayı, üst kanatlarının altına hava doldurmadan alt kanatlarını katlayabilirler.

Altınböceklerinin larvaları, kadılokması şeklindedir. Çürümekte ve mantarlaşmakta olan odunların içinde, kıvrılmış ve ayaklarını pek az kullanacak şekilde bulunurlar. Bazıları, çürümüş odun bulunan karınca yuvalarında gelişir; yuvaların dibine saklanır, orada büyür ve pupa olurlar.

Kaynak: Demirsoy, Ali: Yaşamın Temel Kuralları, Cilt II/Kısım II, Entomoloji, Meteksan A.Ş. Yayınları, sf. 572-577, Ankara, 1990.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder